merush'a gelen postalar http://merush.posterous.com Most recent posts at merush'a gelen postalar posterous.com Wed, 01 Jul 2009 03:02:05 -0700 Bilinmesin http://merush.posterous.com/bilinmesin-1 http://merush.posterous.com/bilinmesin-1
(...)
 
“Yalnızlık alıp karşına kendini
öteki kendinlerle konuşmaktır.
Bakışmaktır, öteki kendinlerle
dövüşmektir.
Kimi zaman da, öldürmektir
içlerinden en çok sana benzeyeni,
benzemiyor diye.
Yalnızlık, öldürmektir.”
 
Hasan Ali Toptaş (Yalnızlıklar)
 
 
Bugün ve yarın ve sonraki gün...
 
Kahvaltı yapacaksınız bir başınıza ya da yanınızda birileriyle. Arkadaşlar, aile bireyleri ve belki eskimiş sevgilerinizin sahipleri olacak karşınızda. Şeker karıştıracaksınız bardağınızda. Gözünüz dalacak masanın üzerindeki ekmek kırıntısına...
 
Vapura bineceksiniz, otobüsten ineceksiniz. Simit alacaksınız, gazete sayfaları çevirecek, fal bakacaksınız bilgisayarlarınızda. Uzun sıkıntılar vermiş şeyleri bitiremiyor olmakla her şeye yeniden başlayabileceğinizi sanmak arasında bir fark olmadığını fark edeceksiniz. Siz silmek isteseniz bile hafızanın kalıcı mürekkebi yıpratmış olacak kalbinizdeki ak parşomeni. En olmadık anda geri tepecek hainlikler. Anlayacaksınız; hiçbir şey eskisi gibi olmayacak bir daha. Çekip gitmek en güzeliymiş gibi gelecek ama çekip gidemeyeceksiniz...
 
İşiniz, alışkanlıklarınız, derme çatma düzeniniz, çocuklarınız, toplumsal korkularınız; hadi ataletiniz diyelim hepsine; izin vermeyecek size! Başkalarının felaketinde teselli bulacaksınız. Onlar kadar alçalmadığınızı düşüneceksiniz. Onlar kadar rezil, kepaze olmadığınızı. Onlar kadar başarısız olmadığınızı.
Ortalama yaşamınıza sığınıcaksınız. Hayatla ilgili onca fikri varken uygulamada sınıfta kalmış her bilgiç, başarısız insan gibi derin mutsuzluklar içinde sadece eleştirebilen bir taslak olarak kaldığınızı fark edeceksiniz belki bir gün.
 
Ya da...
 
Göze alacaksınız kendinizi. Kendinden başka düşmanı yoktur çünkü. Severken de dövüşürken de kendinden daha çok yaralayamaz hiç kimse ve hiçbir şey bir insan zihnini. Verdiğiniz onca açığa ve gösterdiğiniz bütün zayıf noktalarınıza, içinizden çıkmış hainlerin topuğunuzdan vurulacağınızı bildiklerini bilmenize rağmen yola çıkacaksınız. Sırtınızdaki bıçak kesiği soğumaya başladığında emin olun en çok o zaman acı duyacaksınız. Ama bildiğiniz gibi iyileşecek yaranız. Sokaklardan arabalar geçecek, mevsimler dönüşecek, yeni şarkılar söylenecek, birileri ölecek, birileri doğacak. Ama en çok o zaman seveceksiniz kendinizi.
 
Hiçbirinin bir önemi olmadığını anladığınız anda.
 
Ne düşman sandıklarınızın, ne de aynı yanda olduğunuz savaşçıların ne de “sebeplerinizin” yani.O idrakin başlama noktasında bitecek telaşınız. Siz de biliyorsunuz aslında. Nedenleri, niçinleri, zayıfları, çürümüşleri. Hepsini. Hepsini...
 
(...)
 
“Bilinmesin;
 
yalnızlık biraz da,
 
her şeyi bilmenin ta kendisidir.”
 
 
(Hasan Ali Toptaş’ın aynı kitabından)

Permalink | Leave a comment  »

]]>
http://files.posterous.com/user_profile_pics/23917/meruskiz.jpg http://posterous.com/people/KINuqDMKK5 merush merush
Sat, 25 Apr 2009 12:04:18 -0700 A4 Kağıt http://merush.posterous.com/a4-kagt http://merush.posterous.com/a4-kagt
 

 

Resurrection, 2008
Acid free A4 115 gsm paper and glue

Resurrection, 2008 (detail)

White Hand, 2007
Acid free A4 115 gsm paper and glue

Little Erected Ruin, 2007
Acid free A4 115 gsm paper and glue

Little Erected Ruin (detail), 2007
 

Half Way Through, 2006
Acid free A4 115 gsm paper, pencil, and glue

Half Way Through (detail) , 2006
 

On The Other Side, 2006
Acid free A4 115 gsm paper and glue

On The Other Side, 2006
Acid free A4 115 gsm paper and glue

On The Other Side (detail), 2006
 

Walking Snail, 2006
Acid free A4 115 gsm paper and glue

The Short Distance Between Time and Shadow, 2006
Acid free A4 115 gsm paper and glue

Cradle, 2006
Acid free A4 115 gsm paper and glue

Cradle (detail), 2006
 

Cradle (detail), 2006
 

Do Not Enter, 2006
Acid free A4 115 gsm paper and glue

Do Not Enter (detail), 2006
 

   

18,2 cm Tall Tower of Babel, 2005
Acid free A4 80 gsm paper and glue

  

Down the River, 2005
Acid free A4 80 gsm paper and glue

Down the River (detail), 2005
 

 

Wedding Dress Without Bride, 2005
Acid free A4 80 gsm paper and glue

All in All, 2006
Acid free A4 115 gsm paper and glue

All in All (detail),2006

Angel, 2006
Acid free A4 115 gsm paper and glue

Angel (detail), 2006

 

Closet, 2006
Acid free A4 80 gsm paper and glue

Closet (detail), 2006

 

Dead Bird, 2006
Acid free A4 80 gsm paper and glue

Big wave moving towards a small castle made of sand, 2005
Acid free A4 80 gsm paper and glue

Distant Wish, 2006
Acid-free A4 115 gsm paper and glue

Distant Wish (detail), 2006
 

Eismeer, 2006
Acid free A4 80 gsm paper and glue

Eismeer (detail), 2006
 

Hunting, 2005
Acid-free A4 80 gsm paper and glue

Hunting (detail), 2005

In the Beginning (Snake inside an egg), 2005
Acid free A4 80 gsm paper and glue

In the Shadow of an Orchid, 2005
Acid free A4 80 gsm paper and glue

In the Shadow of an Orchid (detail), 2005
Acid free A4 80 gsm paper and glue

Impenetrable Castle, 2005
Acid free A4 80 gsm paper and glue

Impenetrable Castle (detail), 2005
 

Looking back, 2006
Acid free A4 115 gsm paper and glue

Man Made of Woman, 2005
Acid-free A4 80 gsm paper and glue

Pandora's Box, 2005
Acid free A4 80 gsm paper and glue

Snowballs, 2005
Acid free A4 80 gsm paper and glue

Snowballs (detail), 2005
Acid free A4 80 gsm paper and glue

Traces in Snow, 2005
Acid-free A4 80 gsm paper and glue

Traces in Snow (detail), 2005
 

Single Double Bed, 2005
Acid-free A4 80 gsm paper and glue

Fall, 2005
Acid-free A4 80 gsm paper and glue

Fall (detail), 2005
 

The Impossible Meeting, 2005
Acid-free A4 80 gsm paper and glue

The Impossible Meeting (detail), 2005
 

Bridge Over Troubled Water, 2005
Acid-free A4 80 gsm paper and glue

 

Permalink | Leave a comment  »

]]>
http://files.posterous.com/user_profile_pics/23917/meruskiz.jpg http://posterous.com/people/KINuqDMKK5 merush merush
Tue, 10 Mar 2009 03:22:25 -0700 Canı Sıkılan Manav http://merush.posterous.com/can-sklan-manav http://merush.posterous.com/can-sklan-manav

 

See and download the full gallery on posterous

Permalink | Leave a comment  »

]]>
http://files.posterous.com/user_profile_pics/23917/meruskiz.jpg http://posterous.com/people/KINuqDMKK5 merush merush
Fri, 27 Feb 2009 00:53:53 -0800 Performans degerlendirme terminolojisi ve anlamlari: http://merush.posterous.com/performans-degerlendirme-termi http://merush.posterous.com/performans-degerlendirme-termi
 



1.şahsa ait

Takım çalışmasına yatkın : Iki eliyle bi seyi dogrultamayan, lakin kalabaligin arasinda kaynamayi becerebilen ve is yapiyo imajı çizebilen; çakal
Koç'luk yapabilir : Ara gaz verip çalışanları bedavaya çalışmaya ikna edebilen hin oglu hin.
Motivasyonu yüksek : Sazan gibi her işe atlayan, bilumum angarya yüklenebilir şahsiyet
Değişime açık : Yalaka, bukalemun, fırıldak kişilik
Etkili sunuş yeteneğine sahip : Ortalamanın üzerinde güzel/yakışıklı kişi; cillop gibin
Beden dilini kullanabilen : "Bi su alabilir miyim" derken kasi gozu oynayan sakat kisilik;Ne yapacağı belli olmaz,
Problem çözme yeteneği olan : Havuz problemleri çözerek büyümüş oldugundan her konuda çözülecek bir problem arayan,
rahatsız mizaçlı kolej talebesi; problem çözebiliyosa, problem de çıkartabilir,dikkatle izlenmesi lazım gelir
Stresle başa çıkabilir : Dünya yansa umurunda olmayan rahat kişilik, gevşeklikte ve lakayitle sınır tanımayan
(Not: Polyannagillerin istihdam edilebilenleri de benzer özellikler gösterir, zinhar karıştırılmamalıdır)
Zamanı iyi kullanan : Müdürünün ruhu bile duymadan, mesai saatleri içinde kahve içip fal baktıran, internette gezip solitaire oynayan,
icabında kuaföre gidip saç-baş bile yaptıran yaratici, neşeli, eğlenceli kişilik; ha bi de saat 6 oldu mu bi dakka bile durmaz ve çıkar gider bu tipler.
Etkili satış becerilerine sahip : Agizlarindan girip burunlarindan cikmak suretiyle, müşterileri kandırmayı başarabilen tilki şahsiyet;
herşeyi satabilir bu tipler, sizi de satabilir,dikkatli olun.
Müşteri odaklı : Şirkete karşı müşterilerle ittifak yapan hain tip; brütüs.
Temsil yeteneği olan : Her toplantıda basına demeç veriyormuşçasına havalara giren, kendini bi birşey sanan, .... havada kisilik
Uyumlu : Suya sabuna dokunmayan, etliye sütlüye karışmayan silik kişican, TRT'nin beraber ve solo şarkılar korosunda 30 yıl soloya
çıkmadan durabilir, otistik te olabilir.

2. şahsa ait :

Disariya acik bir kisilige sahip : Surekli ofis disinda
Iyi iletisim becerilerine sahip : Surekli telefonla konusur
Ortalama bir eleman : Kafasi pek basmaz
Ustun niteliklere sahip : Simdiye kadar onemli bir hata yapmadi
Isi her zaman birinci onceliktir : Flort bulamayacak kadar cirkin
Sosyal hayatinda aktif : Surekli kafa ceker
Ailesinin sosyal hayati aktifdir : Esi ve cocuklari da kafa ceker
Bagimsiz calisabilir : Kimse tam olarak ne is yaptigini bilmez
Suratli dusunur : Iyi bahaneler uydurur
Dikkatlice dusunur : Karar veremez
Mantigini iyi kullanir : Isi baskasina yaptirir
Kendini cok iyi ifade edebilir : Turkce konusabilir
Liderlik yeteneklerine sahiptir : Uzun boyludur veya bagira cagira konusur
Gelecegi cok iyi okur : Bayagi sanslidir
Nesesi yerindedir : Belden asagi bir cok fikra bilir
Kariyerine cok onem verir : Adami arkadan bicaklayabilir
Sadiktir ve guvenilirdir : Baska yerde is bulamamistir..

__._,_.___

Permalink | Leave a comment  »

]]>
http://files.posterous.com/user_profile_pics/23917/meruskiz.jpg http://posterous.com/people/KINuqDMKK5 merush merush
Tue, 17 Feb 2009 02:34:47 -0800 Kesmek Sanattır.. http://merush.posterous.com/kesmek-sanattr http://merush.posterous.com/kesmek-sanattr

[]      



[]  



[]  



[]  



< SPAN style='FONT-WEIGHT: bold; COLOR: #1f497d; FONT-STYLE: italic'>[]
 



[]  




 

Permalink | Leave a comment  »

]]>
http://files.posterous.com/user_profile_pics/23917/meruskiz.jpg http://posterous.com/people/KINuqDMKK5 merush merush
Thu, 29 Jan 2009 02:15:09 -0800 UMUTSUZ ROMANTIK BIR YAZARIN GUNLUK ACILARI 6 http://merush.posterous.com/umutsuz-romantik-bir-yazarin-g-2 http://merush.posterous.com/umutsuz-romantik-bir-yazarin-g-2

20 Aralık

 

Gene savaş.

Gerçek savaş rüyaların hiç peşini bırakmaz senin. Arada sırada yoklar. Dün gece olduğu gibi.

Az sonra yaklaşan silahların, askerlerin, topların, mermilerin korkunç ve seni dışlayan ihmallerini teninde hissedersin.

Tenin hiç bu kadar değerli ve zayıf olmamıştır.

Her an delinebilir parçalanabilir. Bu zarın ve zarfın bir gün patlama ihtimali sana yapılacak en büyük cinayettir.

Başka hiçbir ölüm bu kadar acı olamaz.

 

Gece gene o rüyaların birindeydin. Herkes peşi sıra ölüyordu. Kışlalarda, askeri araçların içinde ve altında yıllarca elinde kalem bir şeyler karaladın. Müthiş bir oyundu ve gerçek savaş o kadar uzaktı ki. Savaş oyuncaklarıydı senin üzerine zimmetlenen her mermi sandığı, araç ve top silahı. Bu oyuncaklara sahip olmaktan gurur duyuyordun. Oyunu çok az bilen birkaç kişiden biriydin. Savaş sanatını… Stratejiyi…

 

Kurşundan askerlerin vardı. Ev, aile hasreti tek yakınlarıydı. O yüzden minnettar bakışlı, yürekleri donmuş, her şeyi yapmaya hazır, itaatkâr askerlerdi.

 

Rüyalarında bu askerlerin hiçbiri yok işte. Bunu demek istiyorum. Orda bütün askerlerin gözleri korkuyla dolu. Sen kendi gözlerini göremiyorsun, ama yanında yatan bir kadın o anda uyanıp gözlerine baksa, deniz dalgalanmalarına benzer gözkapaklarını görebilir. Kaşların çatıktır o sırada. Her an bir yerden bir patlama gelebilir ve yüzün bir metal parçasıyla dağılabilir veya bağrına ok gibi saplanabilir yağan binlerce mermi çekirdeklerden birisi. Rüya gibi silahlar da soru sormaz. Gelir ve gösterir.

 

Sen kurşun askerlerini sevebildiğin ve onlara iyi davrandığın için savaş rüyalarında yoklar. Onların arasında geçirdiğin yalnız yıllardan sonra rüyalarında da devam edeceksin bu yalnızlığa. Onlara, gelecekteki sorunlu rüyalarında yalnız olmamak için iyi davranmadın. Minnettar bakışlarını iyi okuyordun. Zamanın hızlı geçmesinden başka bir fikirleri ve ihtiyaçları yoktu onların. Her şiddet ve baskı gösterisi, her kötü davranış onlar için zamanı durduruyor aksine geri de akmasına yol açıyordu. Kurşun askerlerin başkalarının rüyalarında. Onlara kötü davranan, savaş varmış gibi eziyet edenlerin… Savaş denen yalanın bir kurum veya ülke olduğuna inanların hepsi kurşun askerleri eritip toprağa saçmaktan başka bir şey yapmadı. O kurşun damlaları şimdi onların rüyalarında yeniden birleşip sabahları ölü bir asker olarak uyanmalarına neden oluyor.

 

Sense mutlu, ama yalnız uyanıyorsun.

Permalink | Leave a comment  »

]]>
http://files.posterous.com/user_profile_pics/23917/meruskiz.jpg http://posterous.com/people/KINuqDMKK5 merush merush
Thu, 29 Jan 2009 02:14:27 -0800 UMUTSUZ ROMANTIK BIR YAZARIN GUNLUK ACILARI 5 http://merush.posterous.com/umutsuz-romantik-bir-yazarin-g-1 http://merush.posterous.com/umutsuz-romantik-bir-yazarin-g-1

19 Aralık

 

Yerine kimin geleceğini sanıyorsun sen gidersen?

Her şey birbirine karışır. Rüzgâr fırtına olur ve deniz feneri kayıp gemi…

 

Dün akşam ellerinden kayıp giden sigara izlerini takip ettin uykun boyunca. İçine çekip üflediğin o kadar duman yazısı ne söyleyebilirdi sana? Ağacın ve  taşın içine saklanmış sözler mi biliyorsun?

 

Seni sevenin dostluğuna güvenme. O seni kendine istiyordur ve senle ilgisi yok yüzüne gülenlerin. Vapurda herkesin yüzünde giderek yayılan, martılara simit olan gülümsemelerin ne hale olduğunu gördün iskeleden inerken. Herkes sana sırtını döndü. Aynı yere gitmek üzere yola çıkmıştınız. İskelenin ne anlama geldiğini hesaplamadığın için merdivenlerden inerken az kalsın düşüyordun. Bu kadar göz ve bakış nereye gitti?

 

Bakışların kaybolması ilk kez değildi. Sırtın kılıcı ilk kez hisseder gibi o töreni hatırla. Yan yana yirmi kurşun askerin arasında sona doğru yürüyorsun. Adımlarını hem en ileriye hem de ritmik olarak atmak zorundasın. Elli derecelik güneş boncuklamış terler halinde yüzünde genleşiyor. Çok az kaldı sona. Birkaç yüz adım daha. Gayret. Sonra arkandan bir kılıç sana saplanıyor. Sanıldığı gibi kendini kaybetmiyorsun hemen. Şapkan ağırlaşıyor. Dengesini yitirip yere düşüyor. Kurşun askerlerin gözleri, başları dönmeden sende toplanıyor. Yüzündeki güneş genleşip patlıyor. Zaman çok ağır. Durmanın yeri değil. Kılıç sırtından çıkıyor. Kan yok. Ter var. Ve utanç…

 

Beni sevmiyorsun. Bugün de yarın da. Bu "her şeyi olduğu gibi söyleme" işinden sıkıldın birkaç günde, ama kapı açıldı bir kere. Pandora'nın Kutusu gibi. Bu kapının arkasından hiç gidilmemiş diyarlar da gelecek, hiç esmemiş rüzgârlar da… Dünyanın bazı zamanlarında böyle olur; kişi anlatmayı, söylemeyi unuttuğu zamanlarda olan biten olduğu bittiği gibi konuşur. Olan bitenle konuşur. Hepsi bu.

 

Sustun ve şimdi pişmansın.

 

Gördüğün ne? Görülenin daha şatafatlı ve olağandışı olduğu mu? Belki hiç buradan bakmadığın için böyledir bu… Ne dersin?

 

İki sigara birden yaktın. Oysa masada sadece bir kişi var. Diğeri susanlar için. Bu sigara ise konuşmaman.

 

Permalink | Leave a comment  »

]]>
http://files.posterous.com/user_profile_pics/23917/meruskiz.jpg http://posterous.com/people/KINuqDMKK5 merush merush
Thu, 29 Jan 2009 02:13:34 -0800 UMUTSUZ ROMANTIK BIR YAZARIN GUNLUK ACILARI 4 http://merush.posterous.com/umutsuz-romantik-bir-yazarin-g-0 http://merush.posterous.com/umutsuz-romantik-bir-yazarin-g-0

18 Aralık

Karnın yanıyordu. Boğazın düğümlenmişti. Kilitlenip kalmıştın.

Bunun bir adı olmalıydı. Déjà vu? Hayır... Daha önce başına gelmemişti, ama başkasında görmüş olmalıydın.

G. D. yi çok seviyordu ama başka kadınlarla olup onu kızdırmaya ve kıskandırmaya tutsak etmişti aşkını. Onunla olsa aşk bitecekti sanki... Son olarak G., E. ile birlikteydi. G.nin D. ile görüşmeye devam etmesi E.yi çileden çıkarıyordu. Ve G. D.nin çok yakın bir arkadaş olduğunda ama sadece öyle olduğunda ısrarlıydı. Fakat E. buna asla inanmadı. G.nin D.yi arayışı, ona sürekli ve düzenli vakit ayırışı her şeyi açıklıyordu: G. Aslında D.yi seviyordu ve E.de -ve benzerlerinde- avuntu buluyordu bu kara sevdayı bir an olsun unutmak için...

Bu durumu sen de onda ve hiç ihmal etmediği, senin şehirde bulunmadığın ve meşgul olduğun her fırsatta görüştüğü erkek arkadaşında buluyordun. Oysa sen kıskançlıkla ve kıskançlıklarınla baş edebilen bir erkektin. Üstelik o, bir konuşmasında onunla bir gece birlikte olduğunu -o zamanki erkek arkadaşını cezalandırmak üzere- ağzından kaçırmıştı; üstüne üstlük ikinizi tanıştırmaktan sürekli kaçınıyor, yanında telefonla konuşurken bile sessizleşiyor, sen başka bir odaya geçtiğindeyse bülbül kesiliyor, kahkaha üstüne kahkaha patlatıyordu.

Tıpkı en son olarak karnının yandığı, boğazının düğümlendiği, kilitlenip kaldığın o akşam gibi. Onunla yine telefonda sessiz sessiz konuşuyordu. Çünkü yanındaydın.

Kendini yatak odasına zor atmıştın. Onun bu ani çıkışı anlamaması için bir mazeret bulmuş, önce tuvalete yönlenmiş ardından hissettirmeden yok olmuştun ortadan. Kulak kabarttın. Telefonda konuşması birden akıcılık kazanmıştı, daha rahat ve "bayağı" cümleler kuruyor, kahkahalarını ölçüp biçmeden koyveriyordu.

Onunla konuştuğu ilk telefon görüşmesinde yanındaydım ve yine ortadan yok olup şunu düşünmüştün karnında o ilk küçük sızıyla:  "Onunla telefon ederken kahkaha atması, seninle olduğundan daha rahat olması... Acaba hangimizi gerçekten seviyor?"

İçinden çıkamamıştın. Bir kadın sosyal ve özel hayatını nasıl bu kadar ayırabilirdi? Her iki hayatta da erkeklere ayrı ayrı yer vermesi nasıl mantıklı karşılanabilirdi?

Çok modern görüşlü olmakla övünmüyordun, ama bu iddialı yanından başka kaba tarafların da vardı. Bu tarafını modern görünüşünü kontrol eden, kendini kapılıp koyvermeni kontrol altına alacak bir baskı unsuru olarak görüyordun.

Ama bu durumda içindeki o huysuz adamın, öfke dolu erkeğin patlaması işten bile değildi. Çünkü birlikte olduğun kadın önceden bir kez de olsa yattığı adamla sosyal ilişkisini her türlü şartta devam ettiriyor, belki bu durumu meşrulaştırmak için sana onu "çok fazla kıskanmamanı" öğütlüyordu. O zaman seni daha az sevebilirdi. Kime karşı neyi, niçin koruyordu?

Bu olayda G. ve D.nin ilişkisinden farklı olmak üzere seni zorlayan şey onun, sonuç olarak bir kez ya da bir gece birlikte olmuş olmasıydı. Onu artık kardeş olarak görmesi, erkek yerine bile koymaması umurunda değildi. Erkekleri iyi tanıyordun. Bir erkek, yattığı kadını başka bir erkekle gördüğü zaman garip bir gurura kapılırdı. O gururu çok iyi tanıyordun. Çünkü sen de hissetmiştin çok kereler yakından bu duyguyu...

G. ve D. nin aşırı "sosyal" ilişkisi G-E flörtüne son vermişti. Üstelik bu finalden cesaret alan G. D.ye açılmış fakat karşılık göremeyince hakkında dedikodular çıkarmış ve böylelikle her türlü "sosyal" ilişkisini bitmişti. E.ye göre G.ye gün doğmuştu. G. artık istediği kadar D. ile birlikte olabilirdi. Bu fikrinde bir yere kadar haklıydı E.

G., D. hakkında çıkardığı dedikoduların doğruluğu üzerine açık bir tartışmaya girince aslında geçici bir süre onu kaybetmişti. Olan olmuş kaybeden E. olmuştu. Belki yakın bir gelecekte G. ile D. kazanan taraf olacaklardı.

Peki senin "E. olmanı engelleyen" neydi? E. gibi kenara çekilip birkaç yıldır adı konmayan ve uzatıldıkça taraflarına haz veren bir gizli aşkı mı açığa çıkaracaktın? Doğrusu bu seni hiç ilgilendirmiyordu. Asıl öfkelendiğin daha önce yattığı erkekle(rle) hala görüşen bir kadınla birlikte olmaktı. Bu seni çok boğuyordu. Dayanamıyor, sadece unuttuğun zamanlar rahatlıyordun. Onunla telefonda konuşurken attığı kahkahaları belki onun koynunda, onunla sevişirken de atmıştı. Aynı ağız ve aynı nefesle... Onun elleri kadınının en mahrem yerlerini tutmuş, kadının ise daha dün evine misafir ettiği adamın mahrem yerlerini o gece okşamış, öpmüş ve onu içine almıştı. Aynı yatakta terleri birbirine karışmıştı.

Peki ya onun daha önceki erkekleri? Ama onlar şimdi sadece birer isimden ibarettiler. Telefon defterinde ya da mektuplarda... Asıl dayanamadığın daha önce birleşmiş iki vücudun birbirlerine engel olarak tekrar dikey olarak bir araya gelmelerindeki koca yalandı... Hiçbir zaman bir araya gelmemeleriydi arzuyu önlemenin tek çaresi. Çünkü beyin hatırlamasa vücutlar her zaman her şeyi hatırlardı.

Seni çileden çıkaran bu olaya artık son vermeli ve "kendin için", özgürlüğün ve sağlıklı bir kafa için onu artık onu "bir an önce" terk etmeliydin. Terk ettikten sonra senden alacağı ilk intikam hemen onun yanında soluğu almak olacaktı. Ve belki de yine...

Bunları düşünmüyordun bile... Sana lazım olan yine sendin... Ve bir an önce dengeye kavuşmalıydın ve daha tutarlı bir ilişkin olmalıydı. Ve bu kez tabii ki yeni aşkına ilk sorun şu olacaktı:

"Daha önce birlikte olduğun ve hala görüştüğün biri var mı hayatında?"


Permalink | Leave a comment  »

]]>
http://files.posterous.com/user_profile_pics/23917/meruskiz.jpg http://posterous.com/people/KINuqDMKK5 merush merush
Tue, 20 Jan 2009 23:11:42 -0800 Umutsuz Romantik Bir Yazarın Günlük Acıları 3 http://merush.posterous.com/umutsuz-romantik-bir-yazarn-gu http://merush.posterous.com/umutsuz-romantik-bir-yazarn-gu

17 Aralık

 

Bana o kavşakta neler olduğunu anlatmanı isterdim.

O kavşağa aramızdaki yasakla birlikte gitmek en iyisi olmazdı belki ama orda bizi bekleyenlerin soruları varsa yasağa bir süre ara vermemiz gerekebilirdi.

Teknik olarak birlikte konuşmamız veya yazmamız imkânsız. İkimizin de -yazar ve anlatıcı- olarak aynı anda konuştuğumuz görülmüş şey değil.

Yazmak, evet yazmak belki…

Sen şimdi kahramansın ve anlatıcın yani ben ise yazarın. Bu durumu doğru şekilde yasaklamayı ortadan kaldırmadığımız sürece günlüklerini dünyanın bütün rüzgârları duyacak. Ve o rüzgârın fısıltılarını da başkaları…

 

Bir kuyu, 3-5 basamak, kova ve bir koyun. Bütün bunların anlamı ne diye sorabilirdin bir prens olsaydın. Prens olmayanların hiçbir şey sormaya hakkı yok. Böyle düşünüyorsun. Cevapları bulmak zorunda kalanlar senin gibilerdir, evet. 

 

Birilerini, bir şeyleri deşifre etmek istiyorsun. Uzun süren karanlıkları sevmemenden kaynaklanmıyor bu. Kişilerin karanlıkta kalmaları seni rahatsız ediyor.

Işıkla yaratıldık, ışıkta devam mı edeceğiz?

Dolaylı olmak en basiti artık. Sade, anlaşılır şeylerin azbulunurluğu yeni bir simya evet.

Yeni simya yeni insanı da getirecek mi?

İnsanı yok etsek rahatlayacak mıyız?

 

Soruların alacakaranlığında dünya yok. Sen yoksun. Hangisi önemli?

Unutma; soru yok, konuşma da yok…

 

*

 

Eğriliğin içinden baktığın sürece her şey düzelme eğilimindedir.
Ama bir türlü düzelmez de
Düzlükten bakarsa da hiçbir şey bozuk olmaz.
Bu sadece pazartesileri böyle.
Sen cumacısın unuttun mu?

Sakın cevap verme.

 

*

 

Cuma, çıplak ayaklarıyla kumların içinde oynaşırken Robinson'un vahşi çığlıklarını duymazdan gelir. İçinde öldürmüş olduğu erkek, onu sağır da etmiştir giderken. Gelmemek üzere. Robinson, adaya gelen kadın yerlilerle seviştikten sonra öldüren seri katile dönüşeli beri Cuma ile göz göze gelmekten çekinmektedir.

Ama nedense kadınları gömdüğü yerde hep başka kazıların da olduğunu, kadın cesetlerinin yerlerinin değiştiğini, hatta kaybolduğunu görmezden gelir.

Cuma, Robinson düzlüğüyken, Robinson ise Cuma'nın adadan kurtulmama eğilimidir.

 

---------------------------------------------

Önceki günleri okumak için tıklayın.

Günlüğü düzenli olarak e-postanıza almak için üye olun ve dostlarınızı da üye yapın.

 

© Barbuni 2009


Permalink | Leave a comment  »

]]>
http://files.posterous.com/user_profile_pics/23917/meruskiz.jpg http://posterous.com/people/KINuqDMKK5 merush merush
Fri, 16 Jan 2009 22:51:46 -0800 UMUTSUZ ROMANTİK BİR YAZARIN GÜNLÜK ACILARI 2 http://merush.posterous.com/umutsuz-romantik-bir-yazarin-g http://merush.posterous.com/umutsuz-romantik-bir-yazarin-g

16 Aralık

 

Bu kuryenin nereden geldiğini kendine soruyorsun.

Dün telefon etmişti. Okumanı istemişti. Çok işin olduğu halde kabul ettin. Bu tür uğraşları uzun zamandır seviyorsun. Hayatının geçimi için yaptığın her şeyi bir kurgu saydığın o günden beri.

O gün çok yakın aslında. Günlüğe başladığın gün.

Dün.

Kurguyu çıkarıp attığını sandın hayatından. Bu günlük de intiharın boşluğa düşen son adımı.

Yüzüyorsun.

Düştükçe geçmişin daha hızla aktığını ve artık kişilere, olaylara uyum göstermeden gözünün önünden geçtiğini görüyorsun.

Düşüyorsun.

 

 

"İyi de ismini yazmayı unutmuşsun."

"Belki ben ismimi unuttum."

"Yo sanmam…"

 

Ne sanıyorsun ki?

Birazdan o zarf açılacak ve içinden yolculuk bileti mi çıkacak?

Gönderen ne yapmak istiyor onunla?

Rüyalarına giren o yol kavşağında görüyorsun onu.

Bir kuyu, 3-5 basamak, kova ve bir koyun. Kavşağın dört yönünde bunlar var. Sembolleri de bırakman gerektiğini düşünüyorsun. Gerçekliğin bütün yansımalarını unutmak gerçeği bulmak mı?

Ya hakikat?

 

 

Adın aklına geliyor birden. Soyadın eksik gibi. Birkaç harf. Evet o da tamam. Günlüğün sonuna ikisini de yazmana daha çok var. Günlüklerini yazan, yani ben… Bir yasakla ikiye ayrıldığımızdan beri benim de soru sormam yasak.

Gören bir daktiloyum ben. Tuvalete gitmiyorum. Ama sevişiyorum sen evde olmadığın zaman. Misafirlerimi gece ağırlıyorum. Senin kurtulmak istediğin yanlarından birisi ya da bir karakter çöplüğü değilim. Benim büyümemi istemezsin bile. Günlüğün sesi, iç ses ya da her ne dersen de.

Sesin yok olduğundan beri bu mikrofondan yazdığın her şey tam bir filtresizlik içinde akıyor.

Her şeyi yazabilirim. Ama görüntü yasak. Senin de yazman yasak.

İkimizin de dünyayla tek irtibatımız yalnızlığımız.

 

Zarfı açıyorsun.

 

İçinden bir ayna çıkabilir. Ya da seni daha çok rahatsız eden şey: sinema bileti. Kendini görmeye bilet almaktan nefret ediyorsun.

Zarftan çıkan onun bileti.

Dün seni arayan kişi bir yere gidiyor. Gittiği yeri, aslında daha gitmediği yeri, gidecek olduğunu biliyorsun.

Hiç kimse o yerin adını söyleyemiyor.

Sen bunu deniyorsun.

Ağzını açıp deniyorsun. Ses çıkıyor ama sözcükler çıkmıyor. Dil ve anlaşılırlık yok.

Tekrar deniyorsun. Bildiğin başka dillerde, küfürlerde ve çocukluk ağlamalarında.

Nafile.

Bağırıyorsun. Ses çıkıyor ama sözcükler hâlâ yok.

Boğazın acıyor, ağzın, dudakların kuruyor çok söylemekten ve anlaşılır hiçbir şey yok.

 

O gittiğinde ancak ağzından sözler dökülecek.

 

Tekzip yazman istendi.

Adının olmadığı günlüğün ilk gününde bunların o güne ait olmadıkları söylendi.

Kendini savundun.

Gün gün yazmadığını günlük yazmadığını…

Anlatmaya çalıştın.

Tekzip isteyenlerse günlükte adları geçmese de bu yazılanların takipçisi olacaklarını, çünkü yazı şeklinin işi oraya götüreceğinin kesin olduğunu, bu üslubu bozmazsan seninle görüşmeyeceklerini bile söylediler.

Tekzip edeceksin. Bunları yazmanın -ki ne yazdığını yazacağını bile hiç düşünmedin- kimseye zarar vereceği aklının ucundan bile geçmedi. Günlük acıların tehdide ve zarar dönüşmesi nasıl aklına gelebilirdi?

Acılar dendikçe kimsenin artık inanmadığı bir çoraklığa adım attığını düşünmemiştin.

"Artık kimse acılara inanmıyor," da olabilir bu çoraklığın rüzgârının fısıldadığı…

Basit söyleyişlere hiçbir zaman teslim olmadın.

Acı, en az kullandığın sözlerden birisi oldu hep.

 

 

© Barbuni 2009


Permalink | Leave a comment  »

]]>
http://files.posterous.com/user_profile_pics/23917/meruskiz.jpg http://posterous.com/people/KINuqDMKK5 merush merush
Thu, 15 Jan 2009 05:50:09 -0800 Bir Yazarın Günlük Acıları 1 http://merush.posterous.com/bir-yazarn-gunluk-aclar-1 http://merush.posterous.com/bir-yazarn-gunluk-aclar-1

BİR YAZARIN GÜNLÜK ACILARI   1

 

 

1.

15 Aralık 2008 Pazartesi

 

Herkes tatilden döndü veya dönmüş numarası yapıyor. Başını evinin kumlarına gömenler şimdi çıkarıyor. Ama elektrik, gaz ve su sayaçları, dijital tv kanallarının faturaları "saymaya" devam etti. Yeni bir numara da "kimsede para yok numarası"…

Facebook'taki listende 26 kişi var.

340/26

Pazartesi için çok büyük bir oran. Saat daha 20.00 olmamış.

Obama'nın Müslüman olduğunu öğrendiğin ekonomi yazarının yazılarını okudun ve şunu düşünüyorsun: "Bütün büyük devletlerin başında şimdi basiretsiz yöneticiler var. Bunlar bilerek getirilmiş. Dünya ABD'nin içini oyup oradaki paraları yeni bir imparatorluğun kasasına dolduruluyormuş."

Cidden doğru olabilir mi? Bu kafanı kurcalıyor.

"Dünyanın Durduğu Gün" filmine gideceksin bu akşam. imdb.com'dan akşama doğru filmi inceledin. Bir Matrix ruhu arıyorsun, ama yeni çekim bir film olduğunu öğrendin. 1951'de ilk versiyonu yapılmış. Aklına Tom Cruise'un yeni çekimde bok ettiği Dünyalar Savaşı filmi geliyor. İkincisi saha sofistikeydi. "Özellikle yeni çekimlerde yeni bir yüz olmalı," diyorsun içinden. Yapımcılar yeniden çekimi garanti etmek için ünlü yüzlere ihtiyaç duyuyorlar. Orası tamam da bir filmi yeniden çekilmiş olarak izlerken neden herkes öncekini izlemiş gibi davranıyor? Ama Dünyalar Savaşı'nı siyah beyaz olarak TRT'de izlerken 80'lerin başıydı ve daha çocuktun. O filmde rahip yani inanç daha çok ön plandaydı, öyle hatırlıyorsun. Yenisinde ise TC'un o seramik beyazı gülüşü ve 20 yıldır hiç değişmeyen güdük oyunculuğu seni rahatsız etmişti.

"Dünya sineması yani Hollywood," derken içinden kendine kızıyorsun. "Bu bilgileri ne yapayım. Çöp hepsi. Evden sürekli dışarı çıkan iki şey var: Ben ve çöp."

Türk sinemasının, pop şarkıların dünya kültür tarihindeki küçücük noktalarına rağmen hacmine oranla çok fazla uzmanlar çıkardığını düşünüyorsun. Üstelik bu tarih içinde hiçbir etkisi ve önemi yokken. O ekonomi yazarının da dediği gibi: "Dünya başka şeylerle uğraşırken…"

Facebook çevrimiçi listen birden 12'ye düştü.

Yoksa herkes aynı saatte o filme mi gidiyor? Kalabalık olmayacağını tahmin etmiştin sinemanın. Bu veriye göre alışveriş merkezine gitmek Berlin bombardımanlarında gezmek kadar tehlikeli.

Kriz söylentileri sonrasında gazetelerde gördüğün AVM kısaltmalarını uzun süre düşünmüştün. Bir güce, kuruma işaret eder gibi AVM, AVM… Haberler de o merkezlerdeki mağazaların yönetimlere isyan edip mağaza kiralarını düşürme anarşisiydi.

Alış Veriş Merkezleri. AVM. Sonra geçen gün birisinin AVM dediğini duydun ve içinde şöyle dedin: "Gazetelerden ağızlara bulaşan bir virüs mü peyda oldu? TV'lere ne oluyor? Artık gazetelerin 'dublajına' göre mi konuşup yaşayacağız?"

 

2.

 

Sürekli kişisel bilgisayar önünde yaşamaya başladın.

Bunda bütün işlerini internete taşımanın da etkisi var. Balık mı tutsaydın? Çiçek mi satsaydın yoksa? "Doğadan gelmedim ki bilgisayarın önüne,"  diyorsun.

Nereden geldin?

Radyo başından. TV karşısından. Ve çok az kişi gibi daktilo, kâğıt kalem önünden.

"Çevreni saran iletişim araçları üzerine düşünmek, hayatını sorgulayıp onları tüketmeye devam etmek, faturaları ödemek."

Bu kelimeyi yanlış kullanıyorsun. Ben senin anlatıcın bile olsam aynı hastalık bana da geçmiş. Yapmamam gerektiği halde sana kamera bakışıyla "objektif" bakamıyorum. Hayatın senin değil artık. Ama bu hayatı kim alsın kim sahiplensin.

O ben hiç değilim.

İletişimin içinde eylem var: Ama TV, internet, telefon ve cep telefonu faturalarının neresinde eylem. Düpedüz vergileri oradan tahsil ediyorlar. Hani tacirlerin, iş adamlarının kaçırdıkları vergileri. Devlet çok zenginleşti artık. Hakkından çok vergi topladı. Ve şimdi hazineler tıka basa para dolu. Olmayan paralara yönelmek. Özel sektörün bitirdiği şey bu. O ekonomi yazarı bundan söz etmiyor. Veya söyledi de sen okumadın. Ekonomi neden seni bu kadar ilgilendiriyor? Yeteri kadar paran olmadığından mı? Yoksa parayı çok sevdiğinden mi?

Onu çok seviyorsun. Onun başkalarını mutlu etme imkânını çok seviyorsun. Çok paran olsa daha akıllı olurdun. Parasız sokağa bile çıkamıyorsun. "En az 50, yok yok 100 olmalı cebimde." Daha geçende bunu düşündün.

Sinemalarda yer yok. Sinemayı başka güne erteledin. Bir cep hattı şirketinin haftalık "bir alana bir bedava" kampanyası yüzünden şehrin en zengin alışveriş merkezinde yerler bitmiş. Gene yıllar önce şehrin en lüks iş semtinde bir plaza önünde duran bir kaçak DVD tezgâhından cüzdanı gold kartlarla dolu olan iş adamı kılıklı kafası kazınmış adamın iştahını hayretle seyretmiştin. Şimdi senin de DVD oynatıcın var ve internetten Dvx formatlı film indirme peşindesin. "Fellini filmleri indireceğim," diyerek beni kandırmaya çalıştın. Bal gibi aradın "Dünyanın Durduğu Gün" filmini internette, ama filmin 12 Aralık'ta bütün dünyada vizyona girecek olması hayallerini suya düşürdü.

Neden bu kadar çok izlemek istiyorsun "Dünyanın Durduğu Gün"ü? Dünyanın durması değil asıl dönmesi seni bu kadar korkutan. Dursa daha mı çok korkardın? Bazen paniğe kapılmıyor musun saatte 3000 Km hızla yer değiştiren Dünya'nın hareketinden. Savrulmaktan korkuyorsun. Yerçekiminin bir gün bitip uzaya fırlatılmaktan. Dünya durursa yerçekimi de biter.

 3.

 

Aksiyon her yeri kaplamış. O ekonomi yazarı asker endüstrisinden söz ediyordu. Ne demiştin bir yazında: "İktisat üçe ayrılır: Ticaret, siyaset, savaş. Bir milyon dolara kadar para kazanmak isteyenler ticaret, bir milyar dolara kadar para kazanmak isteyenler siyaset, daha çok kazanmak isteyenlerse savaş yaparlar." Ekonomi yazarı değildi ama şimdi rahmetli bir gazeteci bir yazısında bu kısma yer vermişti isim vermeden. "Olsun," demiştin kendi kendine. "ben böyle şeyler yazmam pek zaten. Önemli olan fikrin dolaşması."

Önemli olan silahların dolaşması. Evet savaş gerekli buna inanıyorsun. İnsanların doğadan önce birbirlerini öldürmeleri gerekli. Doğa daha hızlı öldürüyor. Yerçekimi. İnsanların dönen dünya üzerinde savrulmadan ayakta durabilmeleri ölümcül bir deneyim.

Uzayda yaşasaydık hiç ölmezdik. Sürtünmezdik. Belki acıkmazdık ve hiç sevişmezdik de. Uzayda insan türünün döllenemediği gerçeği içgüdülere de gem vururdu ve seks aklımıza gelmezdi. Sadece boşlukta asılı kalırdık.

Küçük gezegen ve yıldızlardan uzakta sadece asılı kalırdık.

Geometri safdışı kalırdı. Fizik de. Anayasalar da insan hakları da.

Yerçekimi her şeyi öldürüyor evet.

© Barbuni 2009

Permalink | Leave a comment  »

]]>
http://files.posterous.com/user_profile_pics/23917/meruskiz.jpg http://posterous.com/people/KINuqDMKK5 merush merush
Wed, 17 Dec 2008 23:08:51 -0800 yurdumun güzel insanları http://merush.posterous.com/yurdumun-guzel-insanlar http://merush.posterous.com/yurdumun-guzel-insanlar

 

See and download the full gallery on posterous

Permalink | Leave a comment  »

]]>
http://files.posterous.com/user_profile_pics/23917/meruskiz.jpg http://posterous.com/people/KINuqDMKK5 merush merush
Thu, 04 Dec 2008 05:37:10 -0800 ZAMAN PARADOKSU http://merush.posterous.com/zaman-paradoksu http://merush.posterous.com/zaman-paradoksu



> George Carlin Amerika'da 70 ve 80 li yılların bir komedyeni idi. Biraz ağzı bozuk olarak bilinirdi. 11 Eylül den (9-11) ve karısının ölümünden sonra şöyle yazmıştı.
>
> Tarih içinde zamanımızın paradoksunu şöyle sıralayabiliriz :
>
> Daha yüksek binalarımız, ama daha kısa sabrımız var; daha geniş oto yollarımız, ama daha dar bakış açılarımız var.
>
> Daha çok harcıyoruz, ama daha az şeye sahibiz; daha fazla satın alıyoruz, ama daha az hoşnut kalıyoruz.
>
> Daha büyük evlerimiz, ama daha küçük ailelerimiz; daha çok ev gereçleri, ama daha az zamanımız var. Daha çok eğitimimiz, ama daha az sağduyumuz; daha fazla bilgimiz, ama daha az bilgeliğimiz var. Daha çok uzmanımız, ama yine de daha çok sorunumuz; daha çok ilacımız, ama daha az sağlığımız var.
>
> Çok fazla alkol ve sigara tüketiyoruz, çok savurganca para harcıyoruz, çok az gülüyoruz, çok hızlı araba kullanıyor, çok çabuk kızıyoruz, çok geç saatlere kadar oturuyor, çok yorgun kalkıyoruz, çok az okuyor çok fazla TV izliyoruz ve çok ender şükrediyoruz. Mal varlıklarımızı çoğalttık, ama değerlerimizi azalttık. Çok konuşuyoruz, çok az seviyoruz ve çok sık nefret ediyoruz.
>
> Geçimimizi sağlamayı öğrendik, ama yaşam kurmayı öğrenemedik. Yaşamımıza yıllar kattık, ama yıllara yaşam katamadık.
>
> Aya gidip gelmeyi öğrendik, ama yeni komşumuzla karşılaşmak için caddenin
> karşısına geçmekte sorunumuz var. Dış Uzayı fethettik, ama iç dünyamızı edemedik.
>
> Daha büyük işler yaptık, ama daha iyi işler yapamadık.
>
> Havayı temizledik, ama ruhumuzu kirlettik. Atoma hükmettik, ama önyargılarımıza edemedik.
> Daha çok yazıyoruz, ama daha az öğreniyoruz.
> Daha çok plan yapıyoruz, daha az sonuca varıyoruz.
>
> Koşuşmayı öğrendik, ama beklemeyi öğrenemedik. Daha fazla bilgiyi depolamak, her zamankinden daha çok kopya çıkarmak için daha çok bilgisayarlar
> yapıyoruz, ama git gide daha az iletişim kuruyoruz.
>
> Zaman artık, hızlı hazırlanan ve yavaş sindirilen yiyeceklerin; büyük adamlar ve küçük karakterlerin; yüksek kârlar ve sığ ilişkilerin zamanıdır.
>
> Günümüz artık, iki maaşın girdiği ama boşanmaların daha çok olduğu, daha süslü evler, ama dağılmış yuvaların olduğu günlerdir. Bu günler, hızlı seyahatler, kullanılıp atılan çocuk bezleri, yok edilen ahlakî değerler, bir gecelik ilişkiler, obez bedenler ve neşelendirmekten sakinleştirmeye hatta öldürmeye kadar her şeyi yapabilen hapların olduğu günlerdir. Vitrinlerde her şeyin sergilendiği, ama depolarda hiçbir şeyin olmadığı bir zamandayız.
>
> Öyle bir zaman ki teknoloji bu mektubu size getirebilir, siz bu içselliği ya paylaşmayı, ya da sil tuşuna basmayı seçebilirsiniz.
>
> Yaşam, aldığımız nefes sayısıyla değil, nefesimizi kesen anların sayısıyla ölçülür.

Permalink | Leave a comment  »

]]>
http://files.posterous.com/user_profile_pics/23917/meruskiz.jpg http://posterous.com/people/KINuqDMKK5 merush merush