Bir Yazarın Günlük Acıları 1
BİR YAZARIN GÜNLÜK ACILARI 1

1.
15 Aralık 2008 Pazartesi
Herkes tatilden döndü veya dönmüş numarası yapıyor. Başını evinin kumlarına gömenler şimdi çıkarıyor. Ama elektrik, gaz ve su sayaçları, dijital tv kanallarının faturaları "saymaya" devam etti. Yeni bir numara da "kimsede para yok numarası"…
Facebook'taki listende 26 kişi var.
340/26
Pazartesi için çok büyük bir oran. Saat daha 20.00 olmamış.
Obama'nın Müslüman olduğunu öğrendiğin ekonomi yazarının yazılarını okudun ve şunu düşünüyorsun: "Bütün büyük devletlerin başında şimdi basiretsiz yöneticiler var. Bunlar bilerek getirilmiş. Dünya ABD'nin içini oyup oradaki paraları yeni bir imparatorluğun kasasına dolduruluyormuş."
Cidden doğru olabilir mi? Bu kafanı kurcalıyor.
"Dünyanın Durduğu Gün" filmine gideceksin bu akşam. imdb.com'dan akşama doğru filmi inceledin. Bir Matrix ruhu arıyorsun, ama yeni çekim bir film olduğunu öğrendin. 1951'de ilk versiyonu yapılmış. Aklına Tom Cruise'un yeni çekimde bok ettiği Dünyalar Savaşı filmi geliyor. İkincisi saha sofistikeydi. "Özellikle yeni çekimlerde yeni bir yüz olmalı," diyorsun içinden. Yapımcılar yeniden çekimi garanti etmek için ünlü yüzlere ihtiyaç duyuyorlar. Orası tamam da bir filmi yeniden çekilmiş olarak izlerken neden herkes öncekini izlemiş gibi davranıyor? Ama Dünyalar Savaşı'nı siyah beyaz olarak TRT'de izlerken 80'lerin başıydı ve daha çocuktun. O filmde rahip yani inanç daha çok ön plandaydı, öyle hatırlıyorsun. Yenisinde ise TC'un o seramik beyazı gülüşü ve 20 yıldır hiç değişmeyen güdük oyunculuğu seni rahatsız etmişti.
"Dünya sineması yani Hollywood," derken içinden kendine kızıyorsun. "Bu bilgileri ne yapayım. Çöp hepsi. Evden sürekli dışarı çıkan iki şey var: Ben ve çöp."
Türk sinemasının, pop şarkıların dünya kültür tarihindeki küçücük noktalarına rağmen hacmine oranla çok fazla uzmanlar çıkardığını düşünüyorsun. Üstelik bu tarih içinde hiçbir etkisi ve önemi yokken. O ekonomi yazarının da dediği gibi: "Dünya başka şeylerle uğraşırken…"
Facebook çevrimiçi listen birden 12'ye düştü.
Yoksa herkes aynı saatte o filme mi gidiyor? Kalabalık olmayacağını tahmin etmiştin sinemanın. Bu veriye göre alışveriş merkezine gitmek Berlin bombardımanlarında gezmek kadar tehlikeli.
Kriz söylentileri sonrasında gazetelerde gördüğün AVM kısaltmalarını uzun süre düşünmüştün. Bir güce, kuruma işaret eder gibi AVM, AVM… Haberler de o merkezlerdeki mağazaların yönetimlere isyan edip mağaza kiralarını düşürme anarşisiydi.
Alış Veriş Merkezleri. AVM. Sonra geçen gün birisinin AVM dediğini duydun ve içinde şöyle dedin: "Gazetelerden ağızlara bulaşan bir virüs mü peyda oldu? TV'lere ne oluyor? Artık gazetelerin 'dublajına' göre mi konuşup yaşayacağız?"
2.
Sürekli kişisel bilgisayar önünde yaşamaya başladın.
Bunda bütün işlerini internete taşımanın da etkisi var. Balık mı tutsaydın? Çiçek mi satsaydın yoksa? "Doğadan gelmedim ki bilgisayarın önüne," diyorsun.
Nereden geldin?
Radyo başından. TV karşısından. Ve çok az kişi gibi daktilo, kâğıt kalem önünden.
"Çevreni saran iletişim araçları üzerine düşünmek, hayatını sorgulayıp onları tüketmeye devam etmek, faturaları ödemek."
Bu kelimeyi yanlış kullanıyorsun. Ben senin anlatıcın bile olsam aynı hastalık bana da geçmiş. Yapmamam gerektiği halde sana kamera bakışıyla "objektif" bakamıyorum. Hayatın senin değil artık. Ama bu hayatı kim alsın kim sahiplensin.
O ben hiç değilim.
İletişimin içinde eylem var: Ama TV, internet, telefon ve cep telefonu faturalarının neresinde eylem. Düpedüz vergileri oradan tahsil ediyorlar. Hani tacirlerin, iş adamlarının kaçırdıkları vergileri. Devlet çok zenginleşti artık. Hakkından çok vergi topladı. Ve şimdi hazineler tıka basa para dolu. Olmayan paralara yönelmek. Özel sektörün bitirdiği şey bu. O ekonomi yazarı bundan söz etmiyor. Veya söyledi de sen okumadın. Ekonomi neden seni bu kadar ilgilendiriyor? Yeteri kadar paran olmadığından mı? Yoksa parayı çok sevdiğinden mi?
Onu çok seviyorsun. Onun başkalarını mutlu etme imkânını çok seviyorsun. Çok paran olsa daha akıllı olurdun. Parasız sokağa bile çıkamıyorsun. "En az 50, yok yok 100 olmalı cebimde." Daha geçende bunu düşündün.
Sinemalarda yer yok. Sinemayı başka güne erteledin. Bir cep hattı şirketinin haftalık "bir alana bir bedava" kampanyası yüzünden şehrin en zengin alışveriş merkezinde yerler bitmiş. Gene yıllar önce şehrin en lüks iş semtinde bir plaza önünde duran bir kaçak DVD tezgâhından cüzdanı gold kartlarla dolu olan iş adamı kılıklı kafası kazınmış adamın iştahını hayretle seyretmiştin. Şimdi senin de DVD oynatıcın var ve internetten Dvx formatlı film indirme peşindesin. "Fellini filmleri indireceğim," diyerek beni kandırmaya çalıştın. Bal gibi aradın "Dünyanın Durduğu Gün" filmini internette, ama filmin 12 Aralık'ta bütün dünyada vizyona girecek olması hayallerini suya düşürdü.
Neden bu kadar çok izlemek istiyorsun "Dünyanın Durduğu Gün"ü? Dünyanın durması değil asıl dönmesi seni bu kadar korkutan. Dursa daha mı çok korkardın? Bazen paniğe kapılmıyor musun saatte 3000 Km hızla yer değiştiren Dünya'nın hareketinden. Savrulmaktan korkuyorsun. Yerçekiminin bir gün bitip uzaya fırlatılmaktan. Dünya durursa yerçekimi de biter.
3.
Aksiyon her yeri kaplamış. O ekonomi yazarı asker endüstrisinden söz ediyordu. Ne demiştin bir yazında: "İktisat üçe ayrılır: Ticaret, siyaset, savaş. Bir milyon dolara kadar para kazanmak isteyenler ticaret, bir milyar dolara kadar para kazanmak isteyenler siyaset, daha çok kazanmak isteyenlerse savaş yaparlar." Ekonomi yazarı değildi ama şimdi rahmetli bir gazeteci bir yazısında bu kısma yer vermişti isim vermeden. "Olsun," demiştin kendi kendine. "ben böyle şeyler yazmam pek zaten. Önemli olan fikrin dolaşması."
Önemli olan silahların dolaşması. Evet savaş gerekli buna inanıyorsun. İnsanların doğadan önce birbirlerini öldürmeleri gerekli. Doğa daha hızlı öldürüyor. Yerçekimi. İnsanların dönen dünya üzerinde savrulmadan ayakta durabilmeleri ölümcül bir deneyim.
Uzayda yaşasaydık hiç ölmezdik. Sürtünmezdik. Belki acıkmazdık ve hiç sevişmezdik de. Uzayda insan türünün döllenemediği gerçeği içgüdülere de gem vururdu ve seks aklımıza gelmezdi. Sadece boşlukta asılı kalırdık.
Küçük gezegen ve yıldızlardan uzakta sadece asılı kalırdık.
Geometri safdışı kalırdı. Fizik de. Anayasalar da insan hakları da.
Yerçekimi her şeyi öldürüyor evet.

Comments [0]