merush’a gelen postalar

 

Bilinmesin

(...)
 
“Yalnızlık alıp karşına kendini
öteki kendinlerle konuşmaktır.
Bakışmaktır, öteki kendinlerle
dövüşmektir.
Kimi zaman da, öldürmektir
içlerinden en çok sana benzeyeni,
benzemiyor diye.
Yalnızlık, öldürmektir.”
 
Hasan Ali Toptaş (Yalnızlıklar)
 
 
Bugün ve yarın ve sonraki gün...
 
Kahvaltı yapacaksınız bir başınıza ya da yanınızda birileriyle. Arkadaşlar, aile bireyleri ve belki eskimiş sevgilerinizin sahipleri olacak karşınızda. Şeker karıştıracaksınız bardağınızda. Gözünüz dalacak masanın üzerindeki ekmek kırıntısına...
 
Vapura bineceksiniz, otobüsten ineceksiniz. Simit alacaksınız, gazete sayfaları çevirecek, fal bakacaksınız bilgisayarlarınızda. Uzun sıkıntılar vermiş şeyleri bitiremiyor olmakla her şeye yeniden başlayabileceğinizi sanmak arasında bir fark olmadığını fark edeceksiniz. Siz silmek isteseniz bile hafızanın kalıcı mürekkebi yıpratmış olacak kalbinizdeki ak parşomeni. En olmadık anda geri tepecek hainlikler. Anlayacaksınız; hiçbir şey eskisi gibi olmayacak bir daha. Çekip gitmek en güzeliymiş gibi gelecek ama çekip gidemeyeceksiniz...
 
İşiniz, alışkanlıklarınız, derme çatma düzeniniz, çocuklarınız, toplumsal korkularınız; hadi ataletiniz diyelim hepsine; izin vermeyecek size! Başkalarının felaketinde teselli bulacaksınız. Onlar kadar alçalmadığınızı düşüneceksiniz. Onlar kadar rezil, kepaze olmadığınızı. Onlar kadar başarısız olmadığınızı.
Ortalama yaşamınıza sığınıcaksınız. Hayatla ilgili onca fikri varken uygulamada sınıfta kalmış her bilgiç, başarısız insan gibi derin mutsuzluklar içinde sadece eleştirebilen bir taslak olarak kaldığınızı fark edeceksiniz belki bir gün.
 
Ya da...
 
Göze alacaksınız kendinizi. Kendinden başka düşmanı yoktur çünkü. Severken de dövüşürken de kendinden daha çok yaralayamaz hiç kimse ve hiçbir şey bir insan zihnini. Verdiğiniz onca açığa ve gösterdiğiniz bütün zayıf noktalarınıza, içinizden çıkmış hainlerin topuğunuzdan vurulacağınızı bildiklerini bilmenize rağmen yola çıkacaksınız. Sırtınızdaki bıçak kesiği soğumaya başladığında emin olun en çok o zaman acı duyacaksınız. Ama bildiğiniz gibi iyileşecek yaranız. Sokaklardan arabalar geçecek, mevsimler dönüşecek, yeni şarkılar söylenecek, birileri ölecek, birileri doğacak. Ama en çok o zaman seveceksiniz kendinizi.
 
Hiçbirinin bir önemi olmadığını anladığınız anda.
 
Ne düşman sandıklarınızın, ne de aynı yanda olduÄŸunuz savaşçıların ne de “sebeplerinizin” yani.O idrakin baÅŸlama noktasında bitecek telaşınız. Siz de biliyorsunuz aslında. Nedenleri, niçinleri, zayıfları, çürümüşleri. Hepsini. Hepsini...
 
(...)
 
“Bilinmesin;
 
yalnızlık biraz da,
 
her ÅŸeyi bilmenin ta kendisidir.”
 
 
(Hasan Ali ToptaÅŸ’ın aynı kitabından)

Comments [0]

A4 Kağıt

 

 

Resurrection, 2008
Acid free A4 115 gsm paper and glue

Resurrection, 2008 (detail)

White Hand, 2007
Acid free A4 115 gsm paper and glue

Little Erected Ruin, 2007
Acid free A4 115 gsm paper and glue

Little Erected Ruin (detail), 2007
 

Half Way Through, 2006
Acid free A4 115 gsm paper, pencil, and glue

Half Way Through (detail) , 2006
 

On The Other Side, 2006
Acid free A4 115 gsm paper and glue

On The Other Side, 2006
Acid free A4 115 gsm paper and glue

On The Other Side (detail), 2006
 

Walking Snail, 2006
Acid free A4 115 gsm paper and glue

The Short Distance Between Time and Shadow, 2006
Acid free A4 115 gsm paper and glue

Cradle, 2006
Acid free A4 115 gsm paper and glue

Cradle (detail), 2006
 

Cradle (detail), 2006
 

Do Not Enter, 2006
Acid free A4 115 gsm paper and glue

Do Not Enter (detail), 2006
 

   

18,2 cm Tall Tower of Babel, 2005
Acid free A4 80 gsm paper and glue

  

Down the River, 2005
Acid free A4 80 gsm paper and glue

Down the River (detail), 2005
 

 

Wedding Dress Without Bride, 2005
Acid free A4 80 gsm paper and glue

All in All, 2006
Acid free A4 115 gsm paper and glue

All in All (detail),2006

Angel, 2006
Acid free A4 115 gsm paper and glue

Angel (detail), 2006

 

Closet, 2006
Acid free A4 80 gsm paper and glue

Closet (detail), 2006

 

Dead Bird, 2006
Acid free A4 80 gsm paper and glue

Big wave moving towards a small castle made of sand, 2005
Acid free A4 80 gsm paper and glue

Distant Wish, 2006
Acid-free A4 115 gsm paper and glue

Distant Wish (detail), 2006
 

Eismeer, 2006
Acid free A4 80 gsm paper and glue

Eismeer (detail), 2006
 

Hunting, 2005
Acid-free A4 80 gsm paper and glue

Hunting (detail), 2005

In the Beginning (Snake inside an egg), 2005
Acid free A4 80 gsm paper and glue

In the Shadow of an Orchid, 2005
Acid free A4 80 gsm paper and glue

In the Shadow of an Orchid (detail), 2005
Acid free A4 80 gsm paper and glue

Impenetrable Castle, 2005
Acid free A4 80 gsm paper and glue

Impenetrable Castle (detail), 2005
 

Looking back, 2006
Acid free A4 115 gsm paper and glue

Man Made of Woman, 2005
Acid-free A4 80 gsm paper and glue

Pandora's Box, 2005
Acid free A4 80 gsm paper and glue

Snowballs, 2005
Acid free A4 80 gsm paper and glue

Snowballs (detail), 2005
Acid free A4 80 gsm paper and glue

Traces in Snow, 2005
Acid-free A4 80 gsm paper and glue

Traces in Snow (detail), 2005
 

Single Double Bed, 2005
Acid-free A4 80 gsm paper and glue

Fall, 2005
Acid-free A4 80 gsm paper and glue

Fall (detail), 2005
 

The Impossible Meeting, 2005
Acid-free A4 80 gsm paper and glue

The Impossible Meeting (detail), 2005
 

Bridge Over Troubled Water, 2005
Acid-free A4 80 gsm paper and glue

 

Comments [0]

Canı Sıkılan Manav

 

                                           
Click here to download:
Can_Sklan_Manav.zip (399 KB)

Comments [2]

Performans degerlendirme terminolojisi ve anlamlari:

 



1.ÅŸahsa ait

Takım çalışmasına yatkın : Iki eliyle bi seyi dogrultamayan, lakin kalabaligin arasinda kaynamayi becerebilen ve is yapiyo imajı çizebilen; çakal
Koç'luk yapabilir : Ara gaz verip çalışanları bedavaya çalışmaya ikna edebilen hin oglu hin.
Motivasyonu yüksek : Sazan gibi her işe atlayan, bilumum angarya yüklenebilir şahsiyet
Değişime açık : Yalaka, bukalemun, fırıldak kişilik
Etkili sunuş yeteneğine sahip : Ortalamanın üzerinde güzel/yakışıklı kişi; cillop gibin
Beden dilini kullanabilen : "Bi su alabilir miyim" derken kasi gozu oynayan sakat kisilik;Ne yapacağı belli olmaz,
Problem çözme yeteneği olan : Havuz problemleri çözerek büyümüş oldugundan her konuda çözülecek bir problem arayan,
rahatsız mizaçlı kolej talebesi; problem çözebiliyosa, problem de çıkartabilir,dikkatle izlenmesi lazım gelir
Stresle başa çıkabilir : Dünya yansa umurunda olmayan rahat kişilik, gevşeklikte ve lakayitle sınır tanımayan
(Not: Polyannagillerin istihdam edilebilenleri de benzer özellikler gösterir, zinhar karıştırılmamalıdır)
Zamanı iyi kullanan : Müdürünün ruhu bile duymadan, mesai saatleri içinde kahve içip fal baktıran, internette gezip solitaire oynayan,
icabında kuaföre gidip saç-baş bile yaptıran yaratici, neşeli, eğlenceli kişilik; ha bi de saat 6 oldu mu bi dakka bile durmaz ve çıkar gider bu tipler.
Etkili satış becerilerine sahip : Agizlarindan girip burunlarindan cikmak suretiyle, müşterileri kandırmayı başarabilen tilki şahsiyet;
herÅŸeyi satabilir bu tipler, sizi de satabilir,dikkatli olun.
Müşteri odaklı : Şirkete karşı müşterilerle ittifak yapan hain tip; brütüs.
Temsil yeteneği olan : Her toplantıda basına demeç veriyormuşçasına havalara giren, kendini bi birşey sanan, .... havada kisilik
Uyumlu : Suya sabuna dokunmayan, etliye sütlüye karışmayan silik kişican, TRT'nin beraber ve solo şarkılar korosunda 30 yıl soloya
çıkmadan durabilir, otistik te olabilir.

2. ÅŸahsa ait :

Disariya acik bir kisilige sahip : Surekli ofis disinda
Iyi iletisim becerilerine sahip : Surekli telefonla konusur
Ortalama bir eleman : Kafasi pek basmaz
Ustun niteliklere sahip : Simdiye kadar onemli bir hata yapmadi
Isi her zaman birinci onceliktir : Flort bulamayacak kadar cirkin
Sosyal hayatinda aktif : Surekli kafa ceker
Ailesinin sosyal hayati aktifdir : Esi ve cocuklari da kafa ceker
Bagimsiz calisabilir : Kimse tam olarak ne is yaptigini bilmez
Suratli dusunur : Iyi bahaneler uydurur
Dikkatlice dusunur : Karar veremez
Mantigini iyi kullanir : Isi baskasina yaptirir
Kendini cok iyi ifade edebilir : Turkce konusabilir
Liderlik yeteneklerine sahiptir : Uzun boyludur veya bagira cagira konusur
Gelecegi cok iyi okur : Bayagi sanslidir
Nesesi yerindedir : Belden asagi bir cok fikra bilir
Kariyerine cok onem verir : Adami arkadan bicaklayabilir
Sadiktir ve guvenilirdir : Baska yerde is bulamamistir..

__._,_.___

Comments [0]

Kesmek Sanattır..

[]      


[]  


[]  


[]  


< SPAN style='FONT-WEIGHT: bold; COLOR: #1f497d; FONT-STYLE: italic'>[]
 


[]  



 

Comments [0]

UMUTSUZ ROMANTIK BIR YAZARIN GUNLUK ACILARI 6

20 Aralık

 

Gene savaÅŸ.

Gerçek savaş rüyaların hiç peşini bırakmaz senin. Arada sırada yoklar. Dün gece olduğu gibi.

Az sonra yaklaşan silahların, askerlerin, topların, mermilerin korkunç ve seni dışlayan ihmallerini teninde hissedersin.

Tenin hiç bu kadar değerli ve zayıf olmamıştır.

Her an delinebilir parçalanabilir. Bu zarın ve zarfın bir gün patlama ihtimali sana yapılacak en büyük cinayettir.

Başka hiçbir ölüm bu kadar acı olamaz.

 

Gece gene o rüyaların birindeydin. Herkes peÅŸi sıra ölüyordu. Kışlalarda, askeri araçların içinde ve altında yıllarca elinde kalem bir ÅŸeyler karaladın. MüthiÅŸ bir oyundu ve gerçek savaÅŸ o kadar uzaktı ki. SavaÅŸ oyuncaklarıydı senin üzerine zimmetlenen her mermi sandığı, araç ve top silahı. Bu oyuncaklara sahip olmaktan gurur duyuyordun. Oyunu çok az bilen birkaç kiÅŸiden biriydin. SavaÅŸ sanatını… Stratejiyi…

 

Kurşundan askerlerin vardı. Ev, aile hasreti tek yakınlarıydı. O yüzden minnettar bakışlı, yürekleri donmuş, her şeyi yapmaya hazır, itaatkâr askerlerdi.

 

Rüyalarında bu askerlerin hiçbiri yok işte. Bunu demek istiyorum. Orda bütün askerlerin gözleri korkuyla dolu. Sen kendi gözlerini göremiyorsun, ama yanında yatan bir kadın o anda uyanıp gözlerine baksa, deniz dalgalanmalarına benzer gözkapaklarını görebilir. Kaşların çatıktır o sırada. Her an bir yerden bir patlama gelebilir ve yüzün bir metal parçasıyla dağılabilir veya bağrına ok gibi saplanabilir yağan binlerce mermi çekirdeklerden birisi. Rüya gibi silahlar da soru sormaz. Gelir ve gösterir.

 

Sen kurÅŸun askerlerini sevebildiÄŸin ve onlara iyi davrandığın için savaÅŸ rüyalarında yoklar. Onların arasında geçirdiÄŸin yalnız yıllardan sonra rüyalarında da devam edeceksin bu yalnızlığa. Onlara, gelecekteki sorunlu rüyalarında yalnız olmamak için iyi davranmadın. Minnettar bakışlarını iyi okuyordun. Zamanın hızlı geçmesinden baÅŸka bir fikirleri ve ihtiyaçları yoktu onların. Her ÅŸiddet ve baskı gösterisi, her kötü davranış onlar için zamanı durduruyor aksine geri de akmasına yol açıyordu. KurÅŸun askerlerin baÅŸkalarının rüyalarında. Onlara kötü davranan, savaÅŸ varmış gibi eziyet edenlerin… SavaÅŸ denen yalanın bir kurum veya ülke olduÄŸuna inanların hepsi kurÅŸun askerleri eritip topraÄŸa saçmaktan baÅŸka bir ÅŸey yapmadı. O kurÅŸun damlaları ÅŸimdi onların rüyalarında yeniden birleÅŸip sabahları ölü bir asker olarak uyanmalarına neden oluyor.

 

Sense mutlu, ama yalnız uyanıyorsun.

Comments [0]

UMUTSUZ ROMANTIK BIR YAZARIN GUNLUK ACILARI 5

19 Aralık

 

Yerine kimin geleceğini sanıyorsun sen gidersen?

Her ÅŸey birbirine karışır. Rüzgâr fırtına olur ve deniz feneri kayıp gemi…

 

Dün akÅŸam ellerinden kayıp giden sigara izlerini takip ettin uykun boyunca. İçine çekip üflediÄŸin o kadar duman yazısı ne söyleyebilirdi sana? AÄŸacın ve  taşın içine saklanmış sözler mi biliyorsun?

 

Seni sevenin dostluğuna güvenme. O seni kendine istiyordur ve senle ilgisi yok yüzüne gülenlerin. Vapurda herkesin yüzünde giderek yayılan, martılara simit olan gülümsemelerin ne hale olduğunu gördün iskeleden inerken. Herkes sana sırtını döndü. Aynı yere gitmek üzere yola çıkmıştınız. İskelenin ne anlama geldiğini hesaplamadığın için merdivenlerden inerken az kalsın düşüyordun. Bu kadar göz ve bakış nereye gitti?

 

Bakışların kaybolması ilk kez deÄŸildi. Sırtın kılıcı ilk kez hisseder gibi o töreni hatırla. Yan yana yirmi kurÅŸun askerin arasında sona doÄŸru yürüyorsun. Adımlarını hem en ileriye hem de ritmik olarak atmak zorundasın. Elli derecelik güneÅŸ boncuklamış terler halinde yüzünde genleÅŸiyor. Çok az kaldı sona. Birkaç yüz adım daha. Gayret. Sonra arkandan bir kılıç sana saplanıyor. Sanıldığı gibi kendini kaybetmiyorsun hemen. Åžapkan ağırlaşıyor. Dengesini yitirip yere düşüyor. KurÅŸun askerlerin gözleri, baÅŸları dönmeden sende toplanıyor. Yüzündeki güneÅŸ genleÅŸip patlıyor. Zaman çok ağır. Durmanın yeri deÄŸil. Kılıç sırtından çıkıyor. Kan yok. Ter var. Ve utanç…

 

Beni sevmiyorsun. Bugün de yarın da. Bu "her ÅŸeyi olduÄŸu gibi söyleme" iÅŸinden sıkıldın birkaç günde, ama kapı açıldı bir kere. Pandora'nın Kutusu gibi. Bu kapının arkasından hiç gidilmemiÅŸ diyarlar da gelecek, hiç esmemiÅŸ rüzgârlar da… Dünyanın bazı zamanlarında böyle olur; kiÅŸi anlatmayı, söylemeyi unuttuÄŸu zamanlarda olan biten olduÄŸu bittiÄŸi gibi konuÅŸur. Olan bitenle konuÅŸur. Hepsi bu.

 

Sustun ve şimdi pişmansın.

 

Gördüğün ne? Görülenin daha ÅŸatafatlı ve olaÄŸandışı olduÄŸu mu? Belki hiç buradan bakmadığın için böyledir bu… Ne dersin?

 

İki sigara birden yaktın. Oysa masada sadece bir kişi var. Diğeri susanlar için. Bu sigara ise konuşmaman.

 

Comments [0]

UMUTSUZ ROMANTIK BIR YAZARIN GUNLUK ACILARI 4

18 Aralık

Karnın yanıyordu. Boğazın düğümlenmişti. Kilitlenip kalmıştın.

Bunun bir adı olmalıydı. Déjà vu? Hayır... Daha önce başına gelmemişti, ama başkasında görmüş olmalıydın.

G. D. yi çok seviyordu ama başka kadınlarla olup onu kızdırmaya ve kıskandırmaya tutsak etmişti aşkını. Onunla olsa aşk bitecekti sanki... Son olarak G., E. ile birlikteydi. G.nin D. ile görüşmeye devam etmesi E.yi çileden çıkarıyordu. Ve G. D.nin çok yakın bir arkadaş olduğunda ama sadece öyle olduğunda ısrarlıydı. Fakat E. buna asla inanmadı. G.nin D.yi arayışı, ona sürekli ve düzenli vakit ayırışı her şeyi açıklıyordu: G. Aslında D.yi seviyordu ve E.de -ve benzerlerinde- avuntu buluyordu bu kara sevdayı bir an olsun unutmak için...

Bu durumu sen de onda ve hiç ihmal etmediği, senin şehirde bulunmadığın ve meşgul olduğun her fırsatta görüştüğü erkek arkadaşında buluyordun. Oysa sen kıskançlıkla ve kıskançlıklarınla baş edebilen bir erkektin. Üstelik o, bir konuşmasında onunla bir gece birlikte olduğunu -o zamanki erkek arkadaşını cezalandırmak üzere- ağzından kaçırmıştı; üstüne üstlük ikinizi tanıştırmaktan sürekli kaçınıyor, yanında telefonla konuşurken bile sessizleşiyor, sen başka bir odaya geçtiğindeyse bülbül kesiliyor, kahkaha üstüne kahkaha patlatıyordu.

Tıpkı en son olarak karnının yandığı, boğazının düğümlendiği, kilitlenip kaldığın o akşam gibi. Onunla yine telefonda sessiz sessiz konuşuyordu. Çünkü yanındaydın.

Kendini yatak odasına zor atmıştın. Onun bu ani çıkışı anlamaması için bir mazeret bulmuş, önce tuvalete yönlenmiş ardından hissettirmeden yok olmuştun ortadan. Kulak kabarttın. Telefonda konuşması birden akıcılık kazanmıştı, daha rahat ve "bayağı" cümleler kuruyor, kahkahalarını ölçüp biçmeden koyveriyordu.

Onunla konuÅŸtuÄŸu ilk telefon görüşmesinde yanındaydım ve yine ortadan yok olup ÅŸunu düşünmüştün karnında o ilk küçük sızıyla:  "Onunla telefon ederken kahkaha atması, seninle olduÄŸundan daha rahat olması... Acaba hangimizi gerçekten seviyor?"

İçinden çıkamamıştın. Bir kadın sosyal ve özel hayatını nasıl bu kadar ayırabilirdi? Her iki hayatta da erkeklere ayrı ayrı yer vermesi nasıl mantıklı karşılanabilirdi?

Çok modern görüşlü olmakla övünmüyordun, ama bu iddialı yanından başka kaba tarafların da vardı. Bu tarafını modern görünüşünü kontrol eden, kendini kapılıp koyvermeni kontrol altına alacak bir baskı unsuru olarak görüyordun.

Ama bu durumda içindeki o huysuz adamın, öfke dolu erkeğin patlaması işten bile değildi. Çünkü birlikte olduğun kadın önceden bir kez de olsa yattığı adamla sosyal ilişkisini her türlü şartta devam ettiriyor, belki bu durumu meşrulaştırmak için sana onu "çok fazla kıskanmamanı" öğütlüyordu. O zaman seni daha az sevebilirdi. Kime karşı neyi, niçin koruyordu?

Bu olayda G. ve D.nin ilişkisinden farklı olmak üzere seni zorlayan şey onun, sonuç olarak bir kez ya da bir gece birlikte olmuş olmasıydı. Onu artık kardeş olarak görmesi, erkek yerine bile koymaması umurunda değildi. Erkekleri iyi tanıyordun. Bir erkek, yattığı kadını başka bir erkekle gördüğü zaman garip bir gurura kapılırdı. O gururu çok iyi tanıyordun. Çünkü sen de hissetmiştin çok kereler yakından bu duyguyu...

G. ve D. nin aşırı "sosyal" ilişkisi G-E flörtüne son vermişti. Üstelik bu finalden cesaret alan G. D.ye açılmış fakat karşılık göremeyince hakkında dedikodular çıkarmış ve böylelikle her türlü "sosyal" ilişkisini bitmişti. E.ye göre G.ye gün doğmuştu. G. artık istediği kadar D. ile birlikte olabilirdi. Bu fikrinde bir yere kadar haklıydı E.

G., D. hakkında çıkardığı dedikoduların doğruluğu üzerine açık bir tartışmaya girince aslında geçici bir süre onu kaybetmişti. Olan olmuş kaybeden E. olmuştu. Belki yakın bir gelecekte G. ile D. kazanan taraf olacaklardı.

Peki senin "E. olmanı engelleyen" neydi? E. gibi kenara çekilip birkaç yıldır adı konmayan ve uzatıldıkça taraflarına haz veren bir gizli aşkı mı açığa çıkaracaktın? Doğrusu bu seni hiç ilgilendirmiyordu. Asıl öfkelendiğin daha önce yattığı erkekle(rle) hala görüşen bir kadınla birlikte olmaktı. Bu seni çok boğuyordu. Dayanamıyor, sadece unuttuğun zamanlar rahatlıyordun. Onunla telefonda konuşurken attığı kahkahaları belki onun koynunda, onunla sevişirken de atmıştı. Aynı ağız ve aynı nefesle... Onun elleri kadınının en mahrem yerlerini tutmuş, kadının ise daha dün evine misafir ettiği adamın mahrem yerlerini o gece okşamış, öpmüş ve onu içine almıştı. Aynı yatakta terleri birbirine karışmıştı.

Peki ya onun daha önceki erkekleri? Ama onlar şimdi sadece birer isimden ibarettiler. Telefon defterinde ya da mektuplarda... Asıl dayanamadığın daha önce birleşmiş iki vücudun birbirlerine engel olarak tekrar dikey olarak bir araya gelmelerindeki koca yalandı... Hiçbir zaman bir araya gelmemeleriydi arzuyu önlemenin tek çaresi. Çünkü beyin hatırlamasa vücutlar her zaman her şeyi hatırlardı.

Seni çileden çıkaran bu olaya artık son vermeli ve "kendin için", özgürlüğün ve sağlıklı bir kafa için onu artık onu "bir an önce" terk etmeliydin. Terk ettikten sonra senden alacağı ilk intikam hemen onun yanında soluğu almak olacaktı. Ve belki de yine...

Bunları düşünmüyordun bile... Sana lazım olan yine sendin... Ve bir an önce dengeye kavuşmalıydın ve daha tutarlı bir ilişkin olmalıydı. Ve bu kez tabii ki yeni aşkına ilk sorun şu olacaktı:

"Daha önce birlikte olduğun ve hala görüştüğün biri var mı hayatında?"


Comments [0]

Umutsuz Romantik Bir Yazarın Günlük Acıları 3

17 Aralık

 

Bana o kavşakta neler olduğunu anlatmanı isterdim.

O kavşağa aramızdaki yasakla birlikte gitmek en iyisi olmazdı belki ama orda bizi bekleyenlerin soruları varsa yasağa bir süre ara vermemiz gerekebilirdi.

Teknik olarak birlikte konuşmamız veya yazmamız imkânsız. İkimizin de -yazar ve anlatıcı- olarak aynı anda konuştuğumuz görülmüş şey değil.

Yazmak, evet yazmak belki…

Sen ÅŸimdi kahramansın ve anlatıcın yani ben ise yazarın. Bu durumu doÄŸru ÅŸekilde yasaklamayı ortadan kaldırmadığımız sürece günlüklerini dünyanın bütün rüzgârları duyacak. Ve o rüzgârın fısıltılarını da baÅŸkaları…

 

Bir kuyu, 3-5 basamak, kova ve bir koyun. Bütün bunların anlamı ne diye sorabilirdin bir prens olsaydın. Prens olmayanların hiçbir ÅŸey sormaya hakkı yok. Böyle düşünüyorsun. Cevapları bulmak zorunda kalanlar senin gibilerdir, evet. 

 

Birilerini, bir şeyleri deşifre etmek istiyorsun. Uzun süren karanlıkları sevmemenden kaynaklanmıyor bu. Kişilerin karanlıkta kalmaları seni rahatsız ediyor.

Işıkla yaratıldık, ışıkta devam mı edeceğiz?

Dolaylı olmak en basiti artık. Sade, anlaşılır şeylerin azbulunurluğu yeni bir simya evet.

Yeni simya yeni insanı da getirecek mi?

İnsanı yok etsek rahatlayacak mıyız?

 

Soruların alacakaranlığında dünya yok. Sen yoksun. Hangisi önemli?

Unutma; soru yok, konuÅŸma da yok…

 

*

 

Eğriliğin içinden baktığın sürece her şey düzelme eğilimindedir.
Ama bir türlü düzelmez de
Düzlükten bakarsa da hiçbir şey bozuk olmaz.
Bu sadece pazartesileri böyle.
Sen cumacısın unuttun mu?

Sakın cevap verme.

 

*

 

Cuma, çıplak ayaklarıyla kumların içinde oynaşırken Robinson'un vahşi çığlıklarını duymazdan gelir. İçinde öldürmüş olduğu erkek, onu sağır da etmiştir giderken. Gelmemek üzere. Robinson, adaya gelen kadın yerlilerle seviştikten sonra öldüren seri katile dönüşeli beri Cuma ile göz göze gelmekten çekinmektedir.

Ama nedense kadınları gömdüğü yerde hep başka kazıların da olduğunu, kadın cesetlerinin yerlerinin değiştiğini, hatta kaybolduğunu görmezden gelir.

Cuma, Robinson düzlüğüyken, Robinson ise Cuma'nın adadan kurtulmama eğilimidir.

 

---------------------------------------------

Önceki günleri okumak için tıklayın.

Günlüğü düzenli olarak e-postanıza almak için üye olun ve dostlarınızı da üye yapın.

 

© Barbuni 2009


Comments [0]

UMUTSUZ ROMANTİK BİR YAZARIN GÜNLÜK ACILARI 2

16 Aralık

 

Bu kuryenin nereden geldiÄŸini kendine soruyorsun.

Dün telefon etmişti. Okumanı istemişti. Çok işin olduğu halde kabul ettin. Bu tür uğraşları uzun zamandır seviyorsun. Hayatının geçimi için yaptığın her şeyi bir kurgu saydığın o günden beri.

O gün çok yakın aslında. Günlüğe başladığın gün.

Dün.

Kurguyu çıkarıp attığını sandın hayatından. Bu günlük de intiharın boşluğa düşen son adımı.

Yüzüyorsun.

Düştükçe geçmişin daha hızla aktığını ve artık kişilere, olaylara uyum göstermeden gözünün önünden geçtiğini görüyorsun.

Düşüyorsun.

 

 

"İyi de ismini yazmayı unutmuşsun."

"Belki ben ismimi unuttum."

"Yo sanmam…"

 

Ne sanıyorsun ki?

Birazdan o zarf açılacak ve içinden yolculuk bileti mi çıkacak?

Gönderen ne yapmak istiyor onunla?

Rüyalarına giren o yol kavşağında görüyorsun onu.

Bir kuyu, 3-5 basamak, kova ve bir koyun. Kavşağın dört yönünde bunlar var. Sembolleri de bırakman gerektiğini düşünüyorsun. Gerçekliğin bütün yansımalarını unutmak gerçeği bulmak mı?

Ya hakikat?

 

 

Adın aklına geliyor birden. Soyadın eksik gibi. Birkaç harf. Evet o da tamam. Günlüğün sonuna ikisini de yazmana daha çok var. Günlüklerini yazan, yani ben… Bir yasakla ikiye ayrıldığımızdan beri benim de soru sormam yasak.

Gören bir daktiloyum ben. Tuvalete gitmiyorum. Ama sevişiyorum sen evde olmadığın zaman. Misafirlerimi gece ağırlıyorum. Senin kurtulmak istediğin yanlarından birisi ya da bir karakter çöplüğü değilim. Benim büyümemi istemezsin bile. Günlüğün sesi, iç ses ya da her ne dersen de.

Sesin yok olduğundan beri bu mikrofondan yazdığın her şey tam bir filtresizlik içinde akıyor.

Her şeyi yazabilirim. Ama görüntü yasak. Senin de yazman yasak.

İkimizin de dünyayla tek irtibatımız yalnızlığımız.

 

Zarfı açıyorsun.

 

İçinden bir ayna çıkabilir. Ya da seni daha çok rahatsız eden şey: sinema bileti. Kendini görmeye bilet almaktan nefret ediyorsun.

Zarftan çıkan onun bileti.

Dün seni arayan kişi bir yere gidiyor. Gittiği yeri, aslında daha gitmediği yeri, gidecek olduğunu biliyorsun.

Hiç kimse o yerin adını söyleyemiyor.

Sen bunu deniyorsun.

Ağzını açıp deniyorsun. Ses çıkıyor ama sözcükler çıkmıyor. Dil ve anlaşılırlık yok.

Tekrar deniyorsun. Bildiğin başka dillerde, küfürlerde ve çocukluk ağlamalarında.

Nafile.

Bağırıyorsun. Ses çıkıyor ama sözcükler hâlâ yok.

Boğazın acıyor, ağzın, dudakların kuruyor çok söylemekten ve anlaşılır hiçbir şey yok.

 

O gittiğinde ancak ağzından sözler dökülecek.

 

Tekzip yazman istendi.

Adının olmadığı günlüğün ilk gününde bunların o güne ait olmadıkları söylendi.

Kendini savundun.

Gün gün yazmadığını günlük yazmadığını…

Anlatmaya çalıştın.

Tekzip isteyenlerse günlükte adları geçmese de bu yazılanların takipçisi olacaklarını, çünkü yazı şeklinin işi oraya götüreceğinin kesin olduğunu, bu üslubu bozmazsan seninle görüşmeyeceklerini bile söylediler.

Tekzip edeceksin. Bunları yazmanın -ki ne yazdığını yazacağını bile hiç düşünmedin- kimseye zarar vereceği aklının ucundan bile geçmedi. Günlük acıların tehdide ve zarar dönüşmesi nasıl aklına gelebilirdi?

Acılar dendikçe kimsenin artık inanmadığı bir çoraklığa adım attığını düşünmemiştin.

"Artık kimse acılara inanmıyor," da olabilir bu çoraklığın rüzgârının fısıldadığı…

Basit söyleyişlere hiçbir zaman teslim olmadın.

Acı, en az kullandığın sözlerden birisi oldu hep.

 

 

© Barbuni 2009


Comments [0]